Bu oyun göç sırasında yaylaya göç
eden katarın, yörenin coğrafi yapısına uygun olarak bir sağa bir sola
dönerek sallana sallana gitmesinden kaynaklandığı söylenmektedir. Bu
oyunun içindeki yüzme figürü de bize oyunun denizle olmasa bile suyla
bir ilişkisi olduğunu düşündürmektedir. Çok eski dönemlerde Göksu'nun
şiddetle esen poyrazla can aldığı söylenmektedir. Bu da bize halkın
sudan etkilendiğini gösterir. İyi yüzme bilmeyenlerin, Göksu da
boğulmaları, ölümden korkan halkın etkilenerek, suyun can alıcılığından
kurtulmak için iyi yüzme bilmek istemini, oynanan oyunda dile
getirilmiştir.
Türkmen
yaşantısında önemli yeri olan yiyecektir. Türkmenler, eski dönemlerde
yoğurt yapar bunu satarlardı. Günlük yaşama girerek baş yiyecek olan
yoğurt, türkü ve oyun olarak gelmiş günümüze. Yoğurt, Türkmen için geçim
kaynağı olması nedeniyle büyük bir saygınlığa sahiptir. Bu saygınlık da
Türkmenleri, yoğurdun bereketi için oyun oynamaya yöneltmiştir.
Oyunda
değişiklik olarak kaşık kullanılmaz. Bunun nedeni de ellerin yaşantısal
hareketler yapmalarıdır. Oyunda Türkmen kızının inek sağmak, yayık
yaymak, hamur yoğurmak gibi günlük işleri anlatmasıdır.
Bu oyun
Toros Dağları üzerinde yaşayan Türkmen Aşiretlerine ait bir oyundur.
İçinde Türk soyunun en eski oyun gelenekleri vardır. Daha doğrusu Orta
Asya'dan gelişi bir eskiliğe sahiptir. Yaz aylarında denize gelen
sıcaktan kaçan halkın, doğa dağları eteklerindeki yaylalara çekilişini
genç kızların ve erkeklerin beraberce yaptıkları oyunları ve şenlikleri,
kısaca yayla yollarında göç eden boyların, obaların göç alemlerini
yaşatan, onların coşkularını dile getiren bir oyundur.Erkek ve kızların
beraber oynadıkları gibi sadece erkekler tarafından da oynanmaktadır.
oyun daire biçimde oynanır ve türkülüdür.
Keklik av
alemlerinden doğduğu ve başarılı geçen av dönüşünde toplanarak yapılan
eğlencelerden oluştuğu söylenir. Hayvanın uçuş, kalkış, sekiş ve uçmak
için kanatlarını çırpış anını, korkudan geri geri çalılıklar içine
çekilişini ve ıssız yerlerdeki sekişini büyük bir canlılıkla yansıtır.
Kaşıklarla oynanır. Kaşık vuruşları, keklik uçuşunu, kanat seslerini ve
ötüşünü canlandırır.
Taşeli
bölgesinin uzak dağ köyünde GERALİ isminde bir kişi yaşıyormuş.
Gerali'yi herkes sever, sayar ve tanırmış. Gerali sonradan kendini
ortaya atmış, bir müddet eşkiyalık yapmış, daha sonra Gerali, köyünden
bir kızla evlenmiş. Anası, Babası; Acaba oğlumuz yola gelir, eşkiyalığı
bırakır da dürüst bir insan olur mu? düşüncesiyle oğullarını evermişler.
Gerali bir müddet Hediye isimli kızla yaşar. Aradan 2-3 ay geçer. Gerali,
Hediye'nin üstüne bir kız daha alır. Böylece iki kadınla evlenir. İkinci
karısının adı Duduya'dır. Gerali bu hanımlarıyla yaşar gider. Zaman
ilerledikçe, yaşam koşulları güçleşir ve hanımlarla geçinemez,
eksiklerine yetmez. Birine 3m kumaş alırsa, öteki bayramlık ister
dururmuş. Gerali dayanamaz olmuş ve sonunda işi oyuna, türküye dökmüş.
Döne döne oynamaya başlamış.
Bu oyunun
kahramanının ismi Ali'dir. Bir olaydan dolayı dağa çıkmış,
yakışıklılığı, dağa çıkış nedenin halk arasında dğa çıkmaya ve
dolayısıyla erkekliğe yaraşır biçimde olması yüzünden kısa sürede
çevrede adına övgülü öyküler anlatılmasına neden almıştır. Ancak bir gün
jandarmalar tarafından sıkıştırılır. Saklandığı ve bir nevi yatacak yer
olarak kullandığı büyük bir zeytin ağacının üzerinde uyurken vurulur.
Cesedi yere düşer, tütün tabakası ile bazı eşyaları ağacın üzerinde
durmaktadır. Silah sesleri üzerine halkın olay yerine geldiğini gören
jandarmalar bir olaya sebebiyet vermemek için hemen ayrılıp giderler.
Köylüler geldiği zaman Ali'yi al kanlar içinde yerde, tabakasını da
ağacın üzerinde bulurlar. Bunun üzerine bizlere kadar gelen meşhur "
Zeytin Dalları Zeybeği " öyküsü de budur işte.
Oyun genç
kızlarla erkeklerin birbirleriyle cilveleşmelerini ve kur yapmalarını
anlatır. Erkek kızı elinden kaçırmamak için bir başkası ile evlenmemesi
için çeşitli vaadler de bulunur. Oyun kız, erkek beraberce oynanır.
Bu yöre
narenciye diyarı olduğundan, portakalların toplanışında türküler
söylenir ve oyular oynanır. Aldığı isim maddesel anlamda değil mecazi
anlamdadır. Türkülerimizin genel olarak sözlerinde geçen meyve adları,
sevgililerin; yanaklarına, dudaklarına, gözlerine, göğüslerine
benzetildiği için bu zeybekte de sevgililerin göğsü portakala
benzetilmiştir. Dolayısıyla ege'den Güney'e doğru yayılan zeybekler,
Ege'deki kahramanlık öğesini Güney de aşk öğesiyle yumuşatmıştır.
Bu zeybek de
diğer zeybekler gibi kıvrak, hareketli ve canlıdır. Yiğitlimedir
oyuncuların bolca hünerlerini gösterebilecekleri bir oyundur. Bir aşk
üzerine doğmuştur. Erkeğin sevdalısına yandığı bir oyundur.
Kahramanlık,
yiğitlik üzerine hüner gösterme oyunudur. Önceleri tek kişi tarafından
oynanmakta idi. Oyuncu istediği figürü özgürce yapmakta idi, şimdikine
nazaran daha ağır, edalı bir oyundu. Sonraları kalabalık erkek gruplar
tarafından oynanmaya başlandı ve öylece devam etti.
Sevgi, aşk
gibi duyguların oyuna yansıyan en güzel örneklerinden biri olduğu
söylenmektedir. Asıl adı mendil kelimesinden türetilmiştir. Vaktiyle
düğünlerde oynatılan hafif meşrep kadınlara mendilli denilmiştir. Zaman
içerisinde mendilli kelimesi değişip " Mandilli " olmuştur.